Türkiye’de 1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı “Yeni Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında Kanun” kabul edildi. Bu yasanın kabulüyle o güne kadar kullanılan Arap harfleri esaslı Osmanlı alfabesinin resmiyeti son buldu ve Latin harflerini esas alan alfabe yürürlüğe kondu.

harf-devrimi-1

Peki Harf İnkılabının yapılmasındaki amaç neydi? Harf İnkılabı hayatımızda ne gibi izler bıraktı? Gelin hep beraber bu konularda çeşitli kaynaklardan derlenmiş yazımızı okuyalım.

İsmet İnönü’nün ağzından, harf devriminin asıl amacı:

“Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı okuma yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir. Okur-yazar oranının düşük oluşunun yegâne sebebi alfabenin öğrenilmesinin zor olduğu değildi. Uzun yıllar devlet eğitim sorununa eğilmemiş, kütlesel eğitime önem vermemişti, vermiş olsaydı şüphesiz ki daha yüksek olurdu. Devrimin temel gayelerinden biri yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslam dünyası ile bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı. Yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik. Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı.”

İnönü, Hatıralar C.II s 223

…Atatürk dilimizde, dinimizde, musikimizde de devrim yapmak istiyordu. Bu bakımdan dil devrimi yaparak dilimize Arapça’dan ve Farsça’dan giren bütün kelimeleri çıkarıp atmak istedi. Dinde devrim yaparak İslâmiyetin yerine Hrıstiyanlık dinini, musikimizde devrim yaparak, musikimizin yerine Batı musikisini koymak için çalışmalara başladı/ başlattı. Esasen, dilde, dinde, musikide devrim olmaz. Olmaz ama, olması için bir süre, çalışmalar yapıldı. Mesela, Dilde devrim hareketine 1930 yılında adım atıldı. Atatürk, Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal’ın TÜRK DİLİ İÇİN isimli 504 sayfalık kitabına bir önsöz yazdı. Orada diyordu ki: “…Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır!” Atatürk’ün kast ettiği yabancı diller, Arapça ve Farsça idi. 1930’lu yıllarda batı dilleri, bugünkü gibi üzerimize çullanmamıştı. Atatürk 1932 yılında Türk Dilini Tetkik Cemiyetini kurdu. Kendisi de bu cemiyetin içinde ve başında olduğu halde, Arapça ve Farsça kelimeler dilimizden ayıklanmaya başlandı. Bu tasfiye işini Falih Rıfkı Atay, ÇANKAYA isimli kitabında etraflı bir şekilde yazıyor. Tasfiye işinde okadar ileri gidildi ki iki yıl sonra, kimse kimseyi anlayamaz hâle geldi. Atatürk “şey” kelimesini bile yasaklamıştı. Arapçayı sevmediği için Mustafa ismini kullanmıyordu. Kemal ismini de KAMAL diye yazıyordu. Ona demiştiler ki, Kemal kelimesinin aslı KAMAL’dır Yakut Türklerinin dilinde KAMAL, kale demektir. Atatürk de Kemal ismini artık kullanmadı. Nitekim, nüfus cüzdanındaki ismi KAMAL’dır, Kemal değildir. Atatürk 1935 yılında, dilde tasfiye hareketinden vaz geçti. Gördü ki DİLDE DEVRİM OLMAZ.

Yavuz Bülent Bakiler – 10.02.2013 – Türkiye Gazetesi

Üstad Necip Fazıl diyor ki: Bu işin saikini, amilini, illetini bir müessire bağlayamamanın sebebi nedir? Şimdi yeni kurbağa diliyle yazalım: Bu işin nedenini, nedenini, nedenini bir nedene bağlayamamanın nedeni nedir? Yaşasın harf devrimi, yaşasın Harf İnkılabı!!. İnsan kelimelerle düşünür. O kelimelerini çalarsanız insan salaklaşır, düşünemez. Yahudiler ölü dilleri İbranice’yi canlandırırken biz ise öz dilimizi öldürdük…

İslâmiyyetin milliyyeti temsîl etmesinde, lisân birliği de akla gelir ise de, beş vakt nemâzda okunan ezânların ve Kur’ânların bütün islâm memleketlerinde arabî olması, bu berâberliği de te’mîn etmekdedir. Bunun içindir ki, islâm düşmanları, bir milleti islâmiyyetden ayırmak, din birliğini yok etmek için, o milletin dilini, gramerini, alfabesini değişdirmeğe saldırmakdadırlar. Bir milletin dînine, îmânına vurulacak en büyük darbe de, bu yoldan gelmekdedir. Nitekim, Sicilya ve İspanya müslimânları böylece hıristiyan yapılmışdır. Ruslar da, Türkistândaki müslimânların dinlerini ve îmânlarını yok etmek için bu keskin silâhla saldırmakdadırlar. Zindanları, elektrik fırınları, Sibirya sürgünleri ve topdan imhâ fâciaları, bu keskin silâh kadar te’sîr edememişdir. Celâl Nûri beğ (İttihâd-ı İslâm) adındaki kitâbında müslimânlar için arabcayı, müşterek lisân olarak tavsiye etmekdedir. Yavuz Sultân Selîm hân “rahmetullahi teâlâ aleyh” de, bunun için çalışmışdı. Bunu te’mîn etmek içindir ki, târîh boyunca bütün islâm memleketlerinde din kitâbları arabî olarak yazılmışdı. Arabî, bütün islâm memleketlerinde bir din lisânı olmuşdur. Cennetde de, herkesin arabî konuşacağını, hadîs-i şerîfler haber vermekdedir. Böyle düşünmek, her müslimân milleti arablaşdırmağı istemek zan edilmemelidir. Dünyâ devletleri arasında İngilizce ortak bir dil hâlini almakdadır. Buna hiçbir devlet, karşı koymuyor. Bugün ilm ve fen sâhibi bir adamın, bir, hattâ birkaç yabancı dil öğrenmesi zarûret hâlini almışdır. Bir hadîs-i şerîfde, (Bir kavmin dilini öğrenen, onların zararlarından korunmuş olur) buyurulmakdadır.

Faideli Bilgiler sayfa 277-278 – Emekli albay, kimyâger Hüseyin Hilmi Işık

HARF İNKILABI HAKKINDA NE DEDİLER?

Şimdi de Harf İnkılabı konusunda kaynaklara geçmiş bazı ifadelere göz atalım…

“Türk (arapça,osmanlı harfleri) yazısı güçtür, okunmaz” şeklindeki propaganda aslında yüzyıllardır bizi kemirmek isteyen Batı menşeli (kaynaklı) bir düşünceydi. Çünkü amacı İslam alemini parçalamak olan Avrupa, Latin harflerini kabul ettiğimiz takdirde tüm Müslüman dünyasına karşı “Türkler ecnebi yazısını kabul etmişler ve Hristiyan olmuşlardır” şeklinde ajitatif bir koz elde edeceklerdi. Oysa Arap harfleri, aynı zamanda “İslam harfleri”dir ve Müslüman “Türk ırkına” mal olmuşlardır. Üstelik “kütüphanelerimizi dolduran mukaddes kitaplarımız, tarihlerimiz, yazılarımız ve binlerce cilt eserlerimiz bu lisanla yazılmış iken büsbütün başka şekilde olan hurûfu kabul ettiğimiz gün en büyük felakete maruz” kalacaktık. Türkün dinine, ahlakına, hatta yazısına kadar dil uzatanları (harf devrimi) da Türk oğlu insaniyete ve medeniyete davet eder.

Kaynak; 1;Türkiye’de Ulusçuluk ve Dil Politikaları, İst. Bilgi Ünv. Yay, İstanbul, 2003 2;Kazım Karabekir, İzmir İktisat Kongresi 1923

Kazım Karabekir Paşa, Azerbaycan ve Arnavutluk’ta Latin harflerinin kabul edilmesinin büyük bir hata olduğunu, “Türk yazısı güçtür, okunmaz” şeklindeki propagandanın aslında yüzyıllardır bizi ‘kemirmek’, İslam alemini parçalamak isteyen batı menşeli bir düşünce olduğunu, oysa Arap harflerinin İslam harfleri olduğunu ve Türk ırkına mal olduğunu söylemiş, İçtihad dergisinde Kılıçzade Hakkı Bey 3 makaleyle Paşa’ya cevap vermiştir.

Ayşe Hür / Derin Tarih Kasım 2012

Her ülkenin alfabesi kutsal kitabının alfabesidir. Tek istisna Türkiye. Kendi kutsal kitabını okuyamayan tek millet bizim milletimiz. Bu adamlar alfabeyi neden değiştirdiler? Bilim ve teknikte ilerlemek, kalkınmak için. Oysa kalkınmanın alfabeyle alakası yok. Güney Amerika ülkelerinin hepsi Latin alfabesi kullanır, hepsi de geri kalmış durumda. Oysa Japonlar 1500 harflik alfabeleriyle ilerledi, kalkındılar. Şu bir gerçek, harf devriminin bir tek gayesi vardı: Milletimizi dininden, tarihinden ve kültüründen koparmak.

Metin Köse – Aynadaki Kemalizm

İslâm harflerinin terakkimize mani olduğunu ileri sürenler, Avrupa’nın bizi yok etmeye karar vermiş yazarlarıydı. Bir Volney, bir Baron de Tott vs. İslâmiyet’e düşmandılar. Başlıca hedefleri bizi tarihimizden, irfanımız­dan, bir kelimeyle İslâmiyetten koparmaktı. Bu bedbaht telkinler önce bir­çok dürüst Türk münevverini (aydın) de büyüler gibi oldu. Sonra meselenin vehametini kavramakta gecikmediler. (1)Eğer medeniyet milli gelir albeyle artsaydı ruslar,çinliler(japonlar) alfebe (harf devrimi) değiştirirdi. kendi alfabesini değiştiren hiç bir millet yok olmayacakda öyleyse bu çılğınlığın sebebi ne.?(2) Bu milletin bütün kütüphanelerini yaktılar. 1929′da ilk mektebi bitiren nesil kendini bir çöl ortasında buldu. Yeniden başladı alfabeye ve ölünceye kadar alfabede kaldı. Sonraki nesiller hep aynı yokluk, hep aynı sefalet içinde çırpındılar. 1929′da okuma-yazma bilenler 1930′da analfabet durumuna düştüler. Ve kendilerine zorla kabul ettirilen dili çelik bir korse gibi, bir Çinlinin ayakkabısı gibi, ezip büzen bu yabancı harflere hiç bir zaman ısınamadılar. Yeni nesiller ise on, on beş yılda şişirilen, sözde milli, bir kütüphane buldular. Ama bu kitapların dili boyuna değişiyordu. Her masrakaralığı alkışlamaya zorlanan ve bu şakşakcılığı bir refleks, bir insiyak gibi uzviyetine sindiren şamar oğlanı burjuvazi! (3)Osmanlı rahatsız ediyordu Mustafa Kemal’i. Silinmesi gereken bir vesikaydı yakın tarih. Mâzi zaman zaman gevezelik ediyordu. Dil devrimi Selanik’in İstanbul’a isyanıdır. Selanik’in ve bütün Anadolu’nun. Osmanlı ordusu, Osmanlı teşkilâtı, Osmanlı mirası yok edilemezdi. Ama nesillerin birbiriyle olan devamlılığı bozulabilirdi. Harf inkılabı altı yüzyılı rafa kaldırdı. Ve tarihsiz bir memleket, ibda etti (3) İnkılabı yapanlar, İslamiyet’i diriltmek değil, “İslamiyet’e rağmen laik ve Avrupai” bir devlet kurmak istiyorlardı.(4)

Kaynak;
1; Cemil Meriç, Kültürden İrfana
2; cemil meriç sosyoloji notları ve konferansları
3;Cemil Meriç – Jurnal
4;Cemil Meriç – Mağaradakiler

Harf devrimi ile ilgili Kazım Karabekir’e teklif sunulunca o şöyle dedi:“Bu kabul edildiği gün memleket herc ü merce girer. Her şey bir yana kütüphanelerimizi dolduran mukaddes kitaplarımız, tarihlerimiz, yazılarımız ve binlerce cilt eserlerimiz bu lisanla yazılmış iken büsbütün başka bir şekilde olan hurûfu kabul ettiğimiz gün en büyük bir felakete maruz kalacağız.”

Harf Devrimi, Kazım Karabekir’in “felaket” dediği boyutlardaydı. 2 Kasım sabahı âlimler, bir gece önce okudukları kaynaklara ulaşmanın yasak olduğunu öğrendiler. Kürsüye çıkan hocalar bir anda sağır-dilsiz oldular. “Bir gecede cahil olduk” diyerek ağladılar. Baskıya hazırlanan dergiler, ne yapacaklarını şaşırdılar, bazı gazeteler derhal yayınlarına son verdiler.

harf-devrimi-3

HARF DEVRİMİNİN NETİCELERİ

  1. Okuma-yazma oranı Müslümanlar arasında sıfıra düştü. Birkaç Fransız hayranı dışında okuryazar kimse kalmadı. Bu durum, basında zaten etkin olan Ermeni, Yahudi ve Rumların sayısını artırdı. Onlardan bazıları resmi olarak basın kuruluşlarında görev alırken birçoğu “gizli çalışan” olarak iş yaptı. Böylece basındaki Batı etkinliği arttı. Gazetecilik “Osmanlı” kimliğini tamamen yitirdi, birkaç Fransız hayranıyla birkaç gayrimüslimin işi oldu. Basının halkı İslam’dan uzaklaştırma çabası hızlandı.
  2. Edebiyat dergileri okuyucusuzluktan bir bir kapandı. Yayınını sürdürenler de önce artık “eski alfabe” denen alfabeyle kaleme alındı, ardından genellikle bir Rum usta bulunarak ona baştan sona yazdırılırdı.
  3. Tezhip sanatı sona erdi.
  4. Arşivler, “Arap alfabesiyle yazılmış” denerek başta Bulgar tüccarlar olmak üzere yabancılara kâğıt diye satıldı. Osmanlının paha biçilmez belgeleri Avrupalıların eline geçti.
  5. Yüzlerce yıl önce yazılmış, paha biçilmez el yazması yüz binlerce eser yakıldı veya Jandarma korkusuyla saklandığı yerde unutuldu.

Asıl amaç çok geçmeden ortaya çıktı: “Harf Devrimi” Kur’an-ı Kerim yasağına dönüştürüldü.

Alfabe değişikliğinin asıl amacı çok geçmeden ortaya çıktı. Jandarma, devletin üst kademesinden aldığı emirle alfabe değişikliğini Kur’an-ı Kerim yasağına dönüştürdü. Köy köy gezip elinde, evinde, iş yerinde, bağ veya bahçesinde Kur’an-ı Kerim bulduğu herkesi tutukladı, dövdü, bir daha “eski” harfleri kullanmayacağına dair yemin ettirdi.

harf-devrimi-2

Yasağa direnenler idam edildi, kurşuna dizildi. Karakollarda ve cezaevlerinde çok sayıda kişi kötü koşullardan dolayı hayatını kaybetti.

İslami eğitim, gizli yapılabileni dışında sona erdi. Anadolu halkı İslami ilimlerden yoksun kaldı. Anadolu’da cehalet arttı. Böylece Komünizm, ateizm, faşizm gibi düşünce ve akımların önü açıldı.

Bunun için “Harf Devrimi”, Batı yanlılarınca laiklik konusunda atılmış en büyük adım kabul edilmiştir…

Reklamlar