Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e kalan ve yağmalanan birçok miras gibi, birbirinden güzel saraylar da aynı akıbete uğradı.

Dolmabahçe Sarayı devlet tarafından kullanılırken, Topkapı ve Beylerbeyi sarayları ise müze olarak kullanılmaya başlandı. Beşiktaş Anadolu Lisesi, Galatasaray Üniversitesi, Ziya Kalkavan Anadolu Deniz Meslek Lisesi ve Kabataş Lisesi gibi eğitim kurumları o dönemden kalma sarayları hâlâ kullanıyor. Bu yapılar yine de şanslı sayılır. Neden mi? Çünkü geride kalan diğer saraylar, koruma altına alınmadığı gibi, usulüne uygun olmayan şekillerde kullanıldı ve bir kültür yok oldu.

Saman deposu ve ahır gibi insanın içini acıtacak amaçlarla kullanılan birçok yapının yerinde yeller esiyor. Bunların içinde en çok üzücü olan olay ise Abdülhamid Han’ın devleti yönettiği ve İslam âlemi için büyük önem taşıyan Hilafet’in merkezi olan Yıldız Sarayı’nın başına geldi. Âdeta eski kullanım amacından intikam alınırcasına kumarhane yapıldı.

yildiz-sarayi-mabeyn-kosku

Dönemin İstanbul Belediye Başkanı Operatör Emin Bey zamanında gerçekleşen bu hazin olay için, birileri devreye girer ve köşk bir şekilde belediyeye yani Emin Bey’e devredilir. Adı da hazırdır “Yıldız Belediye Gazinosu”.

Binayı işletmek için can atan Fransız, Alman ve İtalyan şirketler arasında ihale açan belediye, işletme ruhsatını âdeta yabancılara peşkeş çeker ve köşkün işletme hakkı 30 bin liraya Mario Serra adlı İtalyan bir tüccara verilir.

Böyle bir merkezin kumarhane yapılmasına halk büyük tepki gösterir ama nafile. Hemen ona da bir bahane uyduruverirler. “Köşkü harap olmaktan kurtarmak”, “Türkiye’ye gelen yabancılara hizmet vermek” gibi basit sebeplerle mevzunun üstü kapatılmaya çalışılır. Hatta daha da ileri gidilerek, Cumhuriyet gazetesinin 28 Eylül 1926 tarihli nüshasında “Sultan Hamid’in garip ve hasta zevki gazino yapıldıktan sonra, pek cazip bir manzara arz etmeye başladı” şeklinde haber yapılır.

yildiz-sarayi-kumarhaneye-cevrildi

Gazete, haberinin devamında ilginç ayrıntılara da yer vermeyi ihmal etmeyerek, âdeta rezilliklerini belgeler. “Sarayın en mükellef ve muazzam salonu kumar salonu haline kalp edilmiştir (çevrilmiştir). Hususi bir kulüp mahiyetinde olan bu salonun resm-i küşâdını (açılışını) bizzat Dâhiliye Vekili Cemil Bey ile Şehremini Muhiddin Bey yaptılar. İlk oyunu Şehremini Bey oynadı ve kaybetti. (Emin Bey oynasaydı, talihi yaver bir zat olduğu için mutlaka kazanırdı.)”

Kısa zamanda büyük bir üne kavuşan kumarhaneye öyle herkesin girmesi mümkün olmadığı gibi, sıradan halk buranın yakınına bile yaklaşamıyordu.

Pera Caddesi’nin ünlü mağazalarının sahipleri, Galata bankerleri yani sosyete ve yönetime dalkavukluk yapan zevatlar için ise kapı sonuna kadar açıktır. Girişi 50 kuruş olan gazinonun yapılmasındaki amaç görünürde batılılaşma, modernleşme saçmalığı olsa da, esas amaç ülkeyi ziyarete gelen yabancıların gönlünü hoş tutmak, İstanbul’u Monaco, Las Vegas gibi zenginlerin zevk ve sefa içinde eğlendiği bir şehir haline getirmek.

Bu ve buna benzer rezaletler gerek tarihin, gerekse de maddi ve manevi değerlerin ne denli hiçe sayıldığını gözler önüne sermekte. Egemenliğin millete ait olduğundan bahsedilen bir dönemde, egemenliğin aslında kimin elinde olduğu da açık şekilde görülmektedir.

Gelelim bu gazinonun nasıl kapatıldığına. Açıldıktan bir yıl sonra, İtalyan tüccarın anlaşması feshedildi. Kumarhane olarak kalmasındansa, çürümeye terk edilmesi evla oldu.

Peki, bu olay nasıl oldu? Sizce, maddi veya manevi duyguların depreşmesi, tarihî değerlerin fark edilmesi olabilir mi? Hayır ama keşke öyle olsaydı. Kapanma sebebi, açılma sebebi kadar trajikomik!

Olay, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in yakın dostu Salih Bozok’un burada yüklü bir miktarda para kaybetmesiyle başlıyor. Vaziyet Paşa’ya intikal edince, yani Bozok tarafından şikâyet edilince, Mario Serra’nın anlaşması feshediliyor ve zamanında Alman İmparatoru II. Wilhelm ve görkemli konukları ağırlayan Şale Köşkü uzun zaman sürecek bir sessizliğe böyle bürünüyor.

İşte biz kültür miraslarımıza böyle sahip çıktık. Yetmedi üstüne bir de övündük. Medeniyetlerin merkezi olan bir şehri, bir harabeye çevirdik.

Mehmet Fatih Oruç -Türkiye Gazetesi – 26.03.2015

Reklamlar